31 Ocak 2018 Çarşamba

ÇIKAMAM

Konuşmam bu şehir hakkında
Tüm ışıkları kaybolmuş, zehr edilmiş sokaklarına
çıkamam
Balık ekmek satan,
zaman zaman yediğimiz,
yerken koktuğumuz,
ve bu şehrin en kokuşmuş
sokaklarına
çıkamam
Çıkamam huzuruna, uzak gelir bana
kaybolurum sayfa sayfa
Ayraç değilsin ki tekrar geri dönebileyim
Soğuktur caddeler
kalamam, saklayamam sevdamı
sokaklarına çıkamam
kaybolurum bulmaya çalışırken yolumu
Ben sende kaybolurum
yüzümden düşen damlalar olursun
ağlayamam
çıkamam
sensiz bu şehrin sokaklarına
çıkamam
kokar şehir,
ölü gibi ardından
Benimseyemem, kendimi veremem
ellerine bu şehrin
çıkamam,
Öksüz evladıyım bu şehrin
bıraktığından beri herhangi bir sokağına beni


28 Ocak 2018 Pazar

CİNAYET

Cinayeti ben işledim ama
sen de intihara meyilliydin.
Söyle bana kim suçlu?
Ne izleyenler mutluydu ne oyuncular rollerine uygundu
Önce yazdım karakterini, sonra sıkılıp öldürdüm
tüm benliğini hayatımdan çıkararak
Cinayet bıçağı bendeydi ama sen çoktan hapı yutmuştun. 
Şimdi çırpınan ellerin,benim bıçağı saplayan ellerimden daha suçlu.
Siren sesleri şahit ayrılığa ve bir de;
kalkıp uyanabilir tüm ölüler mezarından
duysalardı ayrılığın çığlıklarını

Kendi kendini öldürdün farkında değilsin
Oysa çoktan hazırlamıştın bugüne kendini
sirenler çağırıyor sesini bastırırken
ben çoktan şiirin mısrasına hapsetmişken ismini
korkak bir çocuk gibi
seni bulup getirirler belki

25 Ocak 2018 Perşembe

Dar Sokak

Bir dar sokağa sıkışmış gibiyim
Bu cendere, akılalmazlık
nerede sonlandıracak hayatı
Alacakaranlık düşer durur pencereme
gün gibi
Sokulur kalırım apansız
Koyup gitsem bu melankoli mevsiminden
açar mı bilmem denizin kıyısı kapılarını?
Dalgalar tükürür mü suratıma
yoksa kucağını açıp sarıp sarmalar mı?
Kuş olup kaybolmakta vardı sıcak iklimlerde,
kaplumbağa misali ağır ve uzun bir hayatı beklemek zorunda kalmakta
Yine de koklayabilmek var havayı ciğerlerine kadar
Bu seçeneklilik sıkıştırıyor beni
olur olmaz dar sokaklara atıveriyor
Sevdiğim şehrin hayali olmasa
çoktan kaybolup gitmiştim
benliğimde
Beni durduran bir şeyler var
ya bu dar sokaklar
ya da çıkmazlar

23 Ocak 2018 Salı

Armağan

Buhran dolu gecelerde ayıklayıp
Ömrümü
Gökyüzünün altında yaşıyoruz derdim
Fecre karşı durup saklardım
İçimdeki yaşama hevesimi
Sesler şelale olur akar idi kulaklarımdan kalbimin derinliklerine
Belki niceleri saklardı içindeki hıncı
Ben hiç saklayamadım sadece kapadım gözlerimi,gözlerimden de ötesini
Gördüm yetti
Karanlıkları ve içinde gezinen aydınlık tarafları
Hep ayrıntıda gizlenenlerdi peşimi bırakmayan
Ben gecelerde kayboldum
Ve karanlığına takılıp kaldım bu şehrin
Sayıkladım durdum siyahın en koyusunu
Zıtlıklar bana ben zıtlıklarla hemfikir
Kim bilir bu şiir bana bu gecenin armağanı

21 Ocak 2018 Pazar

ÖZLEM

Çocuktum seninle tanışırken
Ve hala karşımdayken ben hala çocuğum
Bakıyorum
Eskimiş sokaklarına inat içimde biriken sesine
Seni çağırıyorum
Bir el uzatsan belki alırım seni
Kalkarım beni devirip attığın yerden
Üstümde senin ağırlığın
Korkuyorum senden,uzaklığından
Canım sıkılıyor ve sen doğuyorsun sabahıma
İçime güneşler de doğuyor
uyanır oluyorum  sana adımlarken yolları
Ve çıkmaz sokaklar biraz daha yakınlaştırıyor bizi
Üşüyorum
İstanbul

Gel de ört üstümü
özlemin olmasa bu hayat ne diye devam ederdi
bu silik zaman
uzadıkça mesafe hasretin artıyor 
ve korkuyorum ölümden
seni göremeyeceğimi düşünürken
soluğumu kesen o boğaz esintin
ve Galatadan seyretmek Yeni cami,Süleymaniye'yi
ya da tam tersi
çocuktum kucağında büyüdüm
şimdi özledikçe üşüyorum
gel de ört üstümü
İstanbul

BOĞULMAK VE ÇIKAMAMAK

korkak bir sözcük gibi boğuluyor,çıkamıyorum 
havaya karışan bir dumanım
sokulgan bir fıtratla
sana tüm benliğimle koşmak istİyorum
bir mektup yazmak
ya da sohbet etmek
oysa ben hiç konuşamam ki 
uzun uzun bakarım
eski günler gelir aklıma,
ağlarım
içimdeki bu melankolik hava senden miras bana
oysa ne neşeli bir insandım
kayboldum koca şehrinde
sanırsın ki İstanbulsun
beni erittin potanda
koşmak isterdim sana inan o şehir kadar karmaşık olabilseydin
karmaşıkta değildin
bir cazibende yoktu
ama yanıbaşına mum dikmişti kalbim
ve kaybetmekti tek emelim
benliğimi,kimliğimi
şimdilerde sesini hatırlamaya çalıştıkça
kısılıyor içimdeki sesler
kös kös oturuyorum
sıkılıyorum yaşadığım çevreden
bir trene atlayıp gidebilseydim
senin geçtiğin kentleri dolaşmak isterdim
biraz koklamak,acı çekmek için
dün gibi,o seslerin yankılarında ağlamak isterdim
ağladıkça boğulmak ve çıkamamak
işte tüm mesele bundan ibaret



20 Ocak 2018 Cumartesi

VUSLAT (İSTANBUL)





Işıkları kördü fenerinin
Haydarpaşa’dan beni karşılayan
Hepsi dağınık bir yerleşkenin soyut kampüsünde
Gecenin yalancı sisinde kaybolurken
Hayal gücümün hanesine tecavüz eden
Biriktirdiğim anılar
Sıçrayıp korkutarak çıkıyorlardı
Oysa korktuğum onlar değildi
Sadece kavuşurken kaybediyor olmaktı seni
Ben geldim sen gidiyordun, İstanbul
Bu bir vuslat
Biraz heyecan biraz ürkünç ve biraz da sahipsiz
Biraz da senden ötürü
Bir halat dolanıyor kalabalık limanına
Hem kendine bağlarken hem kaçırıyor tutkun
Ben geldim sen çoktan gidiyordun İstanbul
Koparırken kollarımı bağladığın sevginden…

GİBİSİN



Görünürden çok uzaksın
Düşlenenden imgesiz
Bir çocukta yalın ayak
Bir esnemede bıkkınlık
Gibisin

Aldırıştan çok uzaksın
Gelişinden sessiz
Bir toprakta yağmur kokusu
Bir tebessümde boşvermişlik
Gibisin

Önemseyişten çok uzaksın
Görünenden ışıksız
Bir sokakta hayal edilen
Bir selamda hatırlanmışlık
Gibisin

Gayipten çok uzaksın
Sevişinden merhametsiz
Bir rüyada kaybolan
Bir solukta suskunluk
Gibisin

Benden çok uzaksın
Diz çöküşümde umursamaz
Bir kalemde yazılıp çizilen
Bir boşlukta dolgunluk

Gibisin…

GELİŞİGÜZEL



Gelişigüzel yazmak
Bir sesle çoğalarak kaybolmaktır
Giden geminin demirine sarılıp beklemek ve
Tren düdüğünün çekilmezliğine kulak tıkamadan
Feryat figan etmektir
Bir nefeslik aşkı yaşamaktır
Gelişigüzel yazmak
Bir tenle tanışarak kaybolmasıdır insanın
Destursuz hayatına girmenin bedelini ödemeksizin
Bir yolcu çantası yoruculuğunda beklemek ve
Beyninde yankılanan çocuk sesinden rahatsız olmadan
Uyuyabilmektir
Başını yastığa koyar koymaz onu düşünmektir
Gelişigüzel yazmak
Bir ruhla tanışarak kaybolmaktır
Fütursuzca koşup yaralanmanın bedeli ve
Bir ayak burkulmasının utancını erkeksi saklayarak
Ağlaya sızlaya doktor beklemektir
Siren seslerinin ürkütücülüğünü hissetmeden
Dolaşabilmektir savaşın ortasında
Yalın ayak çöl ortasında susuz kalmaktır
Bir aşkın imkansızlığına inat peşi sıra gitmenin gururuyla
Dönmesini bilmektir
Gelişigüzel değil
İsteyerek arzulayarak sevmektir ya da yazmaktır
Korkusuzca yaşamanın müşterek bedeli
Bir kalp çarpıntısının mutluluğunu
Taşıyarak beklemektir
Gözlerini kapatarak
Sorumsuzluğu umursamadan
Direnmektir
İnadına



Coşkun YILDIRIM

18 Ocak 2018 Perşembe

ARTÇI



Kapılar haince üstüme kapandı
Sessiz dar bir boğazdan geçip sana ulaşmışken
Arkandan bakakaldım
Umutsuz gözlerine inat
Ben umut ektim yasak bahçene
Bir çocuk gibi bilmeden
Kapılar sonuna kadar üstüme kapandı
Uğultulu bir şehirden kulağımı tıkayıp sana ulaşmışken
Arkandan salya sümük ağladım
Umutsuz sözlerin eşlik etti bana
Kovarcasına
Ben umut diktim yasak topraklarına
Ne suyum vardı ne de yağmur
Reva gördü yaradan
Kapılar yok olmuşken üstüm başım berbat sana koştum
Meşakkatli bir yoldan geçip sana ulaşmışken
Zehir zemberek kaçışlarına inat
Ben umut döktüm kaçak binamıza
Harcı bertaraf olmuş temeli çoktan bozulmuş
Sadece yürek dolusu umut dilendim
Yıkık kentin sarmaş dolaş bahçelerinde
Direkleri büklüm,saçakları tarumar
Yığınla beton hasadıyla
Ne bir canlı ayakta ne bir ölü yerinde rahat
Kapılar artık bir eskicinin sırtında
Belki bir fukaranın sobasına aş
Belki bir marangozun tezgahında iş
Kapandı üstüme
Ben dışarıda kaldım senin hayatında olduğu gibi
Sallanıyor ara ara sallanıyor şimdi

Artçı acılar,artçı özlemler olmasa ne iyi olurdu


Coşkun YILDIRIM

KAR

Sema da bu son çığlık
Tane tane bir beyazlık
Yağıyor çaresiz
Tane tane saçıma
Bu olgunluk senin tercihin
Beklenen bu kış mevsiminde kalbim
Yağan kar değil taş sanki
Soğuk damarıma işleyen demir
Kar hiç bu kadar soğuk olmamıştı
Senin suratın dahil

17 Ocak 2018 Çarşamba

CAN GİDER

Can gider ancak
Gelmez bu son vakar
Bu son canandır ve kalbimiz
Direnir

ÇOCUKLARA




Çocuklara
Dokunurken bir el sahtekârca
Gülüyorlar sadece gülüyorlar
İçlerindeki sevinci sadece kendileri
Yaşıyorlar
Savaşın tek kaybedeni
Çocuklar
Vururken bir el acımasızca
Kanıyorlar sadece kanıyorlar
İçlerindeki merhameti sadece kendileri
Biliyorlar
Savaşın tek tükettiği
Çocuklar
Savaşırken bir el hesapsızca
Ölüyorlar sadece ölüyorlar
İçlerindeki oyuna sadece kendileri
İnanıyorlar
Savaşın zulmettiği
Çocuklar
Uyurken bir el düşüncesizce
Uyandırıyor sadece uyandırıyor
İçlerindeki masala sadece kendileri
İnanıyorlar
Savaşın tek kahramanı
Çocuklar
Ölürken
Sadece ölürken
İçlerindeki nefreti sadece hak edene
Kusuyorlar
Savaşın tek masumu
Çocuklar
Oynuyorlar
Sadece oynuyorlar
İçlerindeki sevgiyi yinede
Veriyorlar
Bilmeden onları
Karşılıksızca
Seviyorlar sadece seviyorlar
 
 
Coşkun YILDIRIM

KORKUYORUM

Bir siren sesi duydum önce
Özlüyorum hiç istemesem de
Bu duygu beni bitirdi
Gitsem de kalmak isteyen kaldıkça kaçmayı yeğleyen
Bir ikilem ki sorma gitsin
Çok kağıt tükettim ardından
Çok mürekkep damla damla yok oldu
Silahın sesi gibi soğuk
Senden, sesinden kaçtım
Ve şimdi bir siren sesi
Hangi istasyondayım bilemedim
Sen son duraktın
Şimdi dönüşü olmayan bir ufuktayım
Kağıtları buruşturup atasım var senden kaçarcasına
İsminin her harfinde geriden okumak gibi huylar edindim
Çoktan barıştım yatağımın güneş gören tarafıyla
Ve yağmurlar artık ağlatmıyor beni
Şimşek gibi çakıp gittiğinden beri
Hayatımın hangi mevsimiydin bilemedim şimdi
Dört mevsime yayılmıştın
Şimdi yazdıklarımı siliyorum
Çok titiz olduğum söylenemez
Oysa pasaklının biriydim
Sırf seni silmek için benliğimden vazgeçtim
Kocaman kelimeler sığdırıyorum satırlara
Çok ekonomikte değildim
Senden sonra kemerleri sıkmayı öğrendim
Korkuyorum şimdi kendimden
Seni çağırır diye ruhum
Bir çocuğun sokakta hıçkıra hıçkıra ağlayışları gibi

Seni aramaktan korkuyorum

SUSKUN ŞAİR

kandıramazsın hayat beni
susuyorum çünkü
burada bir nokta olmalıydı değil mi?
çabalamamak için
boğuluyorum hayat
kolay değil seni sevmek
karşılıksız
bir bakıma hayal dolu
hayat dolu sevişlerim bir kenara
düşerken çığlık çığlığa
kemanın o ince sesi gibi
çıldırasıya
kaçırıyorum
aklımı, aklımdakileri
dönme dolaptan korkarak
ışıklar içindeki lunaparkın
korkak kelimeler var biriken
korkup kaçarken uzlaşamayan,şakalaşan ve kaza kurşununa giden
eski bir zaman dilediğim
fayton sesleri insanlar fotör şapkalı
eski zaman payitaht gibi
gidip usanmak istediğim
o yüzyılda aşık olup kaçıp bu yüzyılda hasret çektiğim
ama suskun
kendi içinde kapanık kalarak yaşadığım
ve şehirler dolaştığım bir meslek edindiğim
bıkmadan usanmadan
dinlediğim ama konuşmadan ama gözüm kapalı
bir ses vardı aradığım
filmler.tiyatrolar,anılar biriktirdiğim bir hayat
suskun ama anlamlı
ey hayat kolay değil seni sevmek
uğruna kaçıştığımız mücadelen
bir bakıma senden, sesinden
ayrı olamadan

15 Ocak 2018 Pazartesi

DÜŞ

Güneşin sahte vurduğu kentlerin
kışlarıydı düşlerim
Belki bir ambulansın çığlığı gibi çocukluğumu arar dururdum
Düşlerim düştüğünde aklıma
Bir sanrı doğar kalırdım
Ağlamak istiyorum dediğim de
O yeşil ve mavi kentler gelir aklıma yine ağlayamazdım
Oturur düş kurardım
Deniz ve ben
Ve ıssız bir ada
Ne az şeyi o kadar çok arzulardım
Azınlık ta kalmış düşlerim
Farkına varamamışım
Sahte güneşin peşinden koştum çocukça
Hâlâ peşindeyim
Ve büyüdüm...
Büyümüşüm
Ona da geç aydım
kararıp duran kavruk iklimlerin
Büyüttüğü bir çocuğuydum
Düşlerimin
Kelimesiz cümleler kurdum
Duyuramadım
Anlaşılmadı kurduğum lisan
Ve sokuldum anaç bir kayanın gölgesine
Güneşi izlerdim
Bulutsuzluk özlemi benimki
Belki çocukken güneşsiz bir evdeydim
Ondan apaydınlık düşlerim

Susuyorum


Susuyorum sana
Yağmur gibi çorak bir toprağa düşebilirim
O dar sokaklar şahit
Gitme dese konuşsa şehir
Kalırdım bu soğukta
Sarılırdım eşsiz manzarana
Çocukluğumu yitirir gibi
Beklerdim eski bir istasyonda
Bir durak öte ayrılık olsa dahi
Susuyorum zaman dursun diye
Ey altın boynuz
Kaldırıp atsa tarih seni
Çıkarıp atardım kütüphaneden o kitabı
Ey payitaht
Senin en kuytularını sevmem de saklı
Mavi bir aşk hikayesi bu
Deli eski ve çocuksu