21 Ekim 2018 Pazar

Gökyüzü

İnsanlar var gökyüzünde
ayakları uçuruma yürüten
İlk defa gördüğü bir hânın heyecanı
Tüküren gökyüzü suratına rüzgarıyla
Bitmek bilmeyen gökyüzünü
Avucunda sıkarken yansıyan
İnsanlar var gökyüzünde
Bulutlanmış şehrin
Yıkanma vakti gelmişken
Seyirsiz tepelerinde
Arap sabunu kâfi
Gökyüzü kırmızı güller atıyor
Dans ede ede...
Bazı insana yakışıyor
Eline
Ayrılık nişanı yüzük izi
Taşlara sürterek kazıyor gök
Tükürükle temiz olan
Kara taşın daha karası
Çöp toplayan çocuk
Geleceğe karamsar sırf bu yüzden
İnsanlar var gökyüzünü yaran
Denizlere atlamaya hazır
Bir keman sesi uzaktan geliyor
Gökten damla halinde mübarek
Bütün şehri kaldırıp yerinden
Oynatarak
Aldatırken gökyüzü
Bir yerden bir yere gitme telaşı niye
Kaçışan insanlara tükürükle boğuyor
Sırf bu yüzden.

20 Ekim 2018 Cumartesi

UYKU

Bir kuşun kanadındayım
Aşkın kucakladığı çırpan kanatlarında
Kaldırıyor semaya beni ellerin
Düşüme girince
Dokunuyorum sakız rengi bulutlara
Senin rüyalarına dalıyorum hiç istemeden
Kapıyı çalmadan seni görüyorum
Sende bir mahremiyet korkusu
Ben de senin heyecanın
İçime işlemiş tenin
Seviniyorum uykularımda
Gülmek yasak değil
Gürültüden şikayet etmiyor kimse
Seni bağırarak seviyorum
Uyandığımda terliyorum seni
Sırılsıklam akıyorsun bedenimden
Üstümü değiştiriyorum istemeden
Ve aynada gülen yüzüm kalıyor sadece
Yasaklar başlıyor
Uykumun bittiği yerden
Kuşlar  kaçıyor pencerelerden
Barut kokuyor dünya
Mutluluk bir tek rüyalarda
Ellerine tutununca
Yakalıyorsun beni
Koparıyorsun zamandan
Yasakların olmadığı
Sakız gibi bulutlara
Uzanıyorum
Seni seyrediyorum
Gülüyorum, mutluyum
Unutuyorum kirli dünyayı
Ellerine kapıldığımda
Kuşlar tutuyor ellerimden
Güzel şehirler gösteriyorlar bana
Kaleleri olmayan

Resimler


Resimler görüyorum
Anılarıma ait
Kirpiklerimin ucundan damla damla akarken dündekiler
Bir boya fırçası olmuşken şimdi kirpiklerim
Resim yapıyorum
Sen ve ben

Resimlerden boya akıyorken
Yaşanmamış anıların renkleri hakim
Anılar akan bir nehir ve kırılmış bir köprüyü tasvir ederken
Nehrin ucundaki iki insan, kırlmış bir köprüden birbirlerine bakarken
Hiç onarılmayacak hem de
Nefeslerini bile hissedemeyecekleri kadar iki uçta
Çaresizlik akıyorken nehirden
Hatırladıklarım sadece
Sen ve ben
Bir başkası olmamıştı
Bir bütün olamamışken
Hayatımız resimlerden ibaretken
Onlar orada konuşadursun nefessiz
Biz bambaşka mevzularla başkalaşmışken
nefesimizin sonuna kadar
Ne anladın ki bu resimden
Sen ve ben
Bir cümlenin hangi kuruluşunda bulunabilirdik ki?
Devrik cümle de sen sondayken ben başta
Kurallıdan kaçıyorken
Nasıl anlatılırsa anlatılsın yüklemsiz bir yarınımız olmuşken
Kuralı yokken bu resimde hayatımızın
Sen ve ben
Bir başkası olmamıştı
Bir başkası olamayan, başkalaştıkça sıradanlaşan
ve kopan
Dağın yamacındaki bir kütleyken serseri bir kurşun gibi
Üzerimize doğru gelirken
O kadar bir birbirimizin olamamışken
Başka başka hayaller kurmuştuk
Biz ezildik hayallerimizin altında
Anlamamıştık, yüzleşememiştik düşerken acılar üstümüze
Resim iyimserliği tasvir ediyor
Üzerimize yığınla anı düşerken
Mutlu bir ayrılık planlamamıştık
Mutsuz olacaktı
Ama maskemizi takıp
Gülümsedik.
Tüm aynalar kardeş
Üzerimize düşenlere rağmen
Gülümseyerek ölmeli insan
Mutlu cesetler aşık ruhları doğurur
Mutlu ölmeli
Mutlu ayrılık, mutlu ölüm
Savaştık sadece
Mutsuzluk hakim olamamışken bize
Resimler görüyorum
Sana ait,bana ait, ikimize ait
Bir üçüncü yok
Olamazdı zaten
Anılar ikimize ait
İkimize
Sen ve ben
Nehrin  birleşemeyen iki ucuna gelebilmişken
Bakıp bakıp öleceğiz
Mutlu öleceğiz
Yaşananlar bir resim
Biz
Yani sen ve ben
Konuşmadan
Ayrı ayrı hayatlar alarak kendimize
Düşündükçe dündekileri
Yaşlanırken
Kirpiklerden beyazlar akıncaya dek
Resim tamamlanıncaya dek
Biz konuşaduralım hep
Sonu olmasın sarılmalarımızın
Resimlerde olan, olağan
Sen ve ben
Sadece resimlerde kalan
Bir ömür şimdi o resimler
Ya da boşver
Biz yaşlandık zaten
Resimler kalsın orada
Onlar yaşlanmasın bizim gibi
Orada ayrılmasın ellerimiz
Tıpkı resimlerdekiler gibi
Sen ve ben
Bir başkası olmamıştı
Olamazdı zaten
Olmayacakta...


13 Ekim 2018 Cumartesi

Temsilen

Soğuk ve perdeleri andıran
Ekim ayının onuncu günü
Yıldönümüydü yağmurların ve seslerin
Ben yine döndüm yuvaya dedi
Kanat çırpan perdeler karşıladı
Temsilen
Kapalı havaların sıcak şiirleri damladı
Gözlerimden damla damla
Mürekkep beyazı taklit ediyordu
ben harfleri yerleştirirken
Anca yazıyor yüreğim dedi
Girizgahımı kaybetmişken
Ekim gelmiş
yanımdan geçerken farkettiğim
Sen geçiyorsun
Umarsız
Sonbahar yeni selam verdi
İlk yağmurlarla
Ve sesinde geldi uzun yollardan
Aradan bulutlar selam verdi
Beyazın en beyazı ,dostça
İnceydi sesi
Duyamadan beni gidecek
Cevapsız sorular kazındı havaya
Ve Ekim yine selam verdi
Geçerken hem de

2 Ekim 2018 Salı

Sokak Lambası

Sokak lambasıyım
En kuytu köşesinin sokağın
Işığım senin olsun
güneş doğana kadar
Ben hükmüm olmayan bir lambayım
Sabahları aydınlatmayan
Kaldırım taşına yaslı
Süpürge bekleyen,tozlar uçuşan
Kafamda binbir soru
Bir vapur sireniyle duygulanan...
Işığım sapsarı
Buğday başağı
Kokum kablo yanığı
Oturmanı bekliyorum
O uzun saçlı
Kırık dökük bir bankın tam ortasına
Dünyanın merkezi saydığım
Kovdum sinekleri üzerinden
Üstüme çektim
Işığım aldatır çeker alır onları
Sen kal derim oku hayatı
Elinde ilgisi olmayan bir okul kitabı
Çocukların oynadığı umarsız
Metrekarenin onda biriyim
Üç karış bir adım
Yapayalnız ama kalabalık
Korkulan ıssız
Bir sokak lambasıyım.